1 Haziran 2020 Pazartesi

SAĞLIĞIN KARANLIK YÜZÜ- 1 Haziran 2020 Akdeniz Gerçek Gazetesinin tanıtım haberi


SAĞLIĞIN KARANLIK YÜZÜ-  1 Haziran 2020 
Akdeniz Gerçek Gazetesinin tanıtım haberi

Uğur Yılmaz tarafından vaka hikayeleri yoluyla ülkemizin sağlık sistemini gözler önüne seren kitabı, tanıtım yazısıyla sizlerle paylaşıyoruz...




SAĞLIĞIN KARANLIK YÜZÜ


Kitabın tanıtım yazısı:  Sağlığın Karanlık Yüzünde hem sağlıkta dönüşümden önce hem de dönüşümden sonra uygulanan sağlık sisteminin anlaşılması için öncelikle dönüşüm öncesi sağlık sistemi ve uygulamaları ‘vaka hikâyeleri’ yöntemi ile anlatılmıştır. Konuların vaka hikâyeleri ile anlatılmasının amacı herkese anlaşılmaz ve karmaşık gelen konuların yaşanmış örnek ve yorumlarla anlatılarak anlaşılmasının sağlanmasıdır. 

Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman ‘sistem’ anlaşılamaz. Hatta her ülkede hastaneler, hekim ve hastalar olduğu için bütün Dünyada uygulanan sağlık sisteminin birbirinin aynı olduğu; sağlık sisteminin siyasi ve ekonomik sistemler dışında “bilimsel yöntemle ve bir bilim adamı olarak gösterilen hekimler” tarafından ‘matematik bir kesinlik ve doğrulukla’ uygulanan ve işletilen bir sistem olduğu sanılmaktadır.  Sağlık sistemi böyle bir sistem değildir: Ben böyle bir sistem görmedim. 

Bu sistemin ön planında ABD’nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, İMF gibi küresel örgütler vardır. Türkiye cephesine baktığımız zaman siyasi partiler, siyasi iktidarlar, Sağlık Bakanları, Çalışma Bakanları, Vali, Kaymakam gibi yerel yöneticiler, Sağlık Müdürleri, başhekimler, Devlet, Özel, SSK, Askeri hastaneler ve Kızılay hastaneleri; hastane yöneticilerinin yönetme ve hekimlerin çalışma tarzı, diğer sağlık çalışanlarının durumu, hastanelerin açılması, onarımları, işletilmesi, çalışanların maaşlarının ödenmesi, ilaç pazarlaması ve ilaç firmaları ile hekimlerin ilişkileri,  muayenehanecilik sistemi ve özellikleri; sağlık sisteminin gelişimi ve tarihçesi, tıp eğitimi gibi konular ve tabii ki sistemin merkezinde olan vatandaşın durumu da anlatılmaktadır. Çünkü bu işler neticede vatandaş için; daha doğrusu vatandaşın kesesinden yapılan harcamaları arttırmak için yapılmaktadır.

KÜRESEL EGEMENLİK ÖRGÜTLERİ 

Kitabı basit bir anı kitabı gibi değil de ‘bir sistemin anlatıldığını’ bilerek okuyan kişiler sağlık sisteminin hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem olmadığını aksine, arkasında Dünya Bankası gibi ABD’nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her seviyede ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemi olduğunu görecektir. Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir.  Maskenin arkasında gizlenen yüzü bilmeyen bir kişi bunların işini doğru dürüst yapan, saygıdeğer,  temiz kişiler olduğu sanır. Sağlığın (sağlık sisteminin) bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır. Kitapta bu karanlık yüzü, işleyişi anlatılmaktadır.

Sistemi anlatmak için kullanılan vaka hikâyelerinde herkes kendisini ilgilendiren bir şeyler bulabileceği gibi, bazı tıbbi bilgileri de öğrenebilir. İsteyen kişi, beğendiği herhangi bir maskeyi takarak kendi durumunu da sorgulayabilir. 
Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye’nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk’ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır. Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde toplu yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Basın ve TV’lerde maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz.  




ABD’nin Küreselleşme denen bir Dünya düzeni hayâli vardır. Bu hayâl neoliberal siyasetler olarak pazarlanmış ve tüm ülkelere dayatılmıştır. Küreselleşme,  her ülkede devletin yaptığı bütün işlerin özelleştirme ile tasfiye edilerek devletin veya ulus devletin tasfiyesi demektir. Bu yöntemle sömürgeleşen ülkeler küreselleşmeyi bir medeniyet projesi sanmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm bunun sağlık alanında uygulamasıdır. Bu uygulama ABD’nin Atatürk’ten öğrenip; ‘bu baya iyiymiş’ diyerek bütün dünyaya uygulatmak istediği bir sistem değildir. Bu uygulama: 10 Devletin sağlık alanında tasfiyesi ve Devlete sadece düzenleyici görev verilmesi, 20 ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması, 30 Sağlık kuruşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti Devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir. Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır.  

ATATÜRK'ÜN KAMUCU SAĞLIK SİSTEMİ YOK 

Şu anda Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi Atatürk tarafından kurulan sistemin devamı olan kamucu bir sistem değildir. Bu bizzat Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir. Milli bir sistem değildir. En son Başak şehir Şehir Hastanesinin açılışı vesilesi ile Sağlıkta Dönüşümün bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir. Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir. Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding’in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı hastanelerdir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastaneninkinden fazladır. Çünkü şehir hastanelerinde hastaneye gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.   

Başakşehir Şehir Hastanesi'nin açılması ile devam eden Şehir Hastaneleri sistemine ve sağlık sistemine tekrar dönersek: Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi ABD ve AB ülkelerinde ve diğer birçok Dünya ülkesine göre nasıldır? Onlardan ilerimidir? Diye sorarsak, cevabı şudur: Evet bu sistem Dünya Bankası tarafından nasıl kurulduysa ona göre işletilen bir sistemdir. Çıktı düzenlendiği sisteme göredir. Bu hiçbir siyasi partinin karşı çıkmadığı, hemen hemen hiçbir muhalefeti olmayan, bir saat gibi düzenli işleyen bir ticari soygun sistemidir. Hem Dünya Bankası hem de onun küresel aktörleri, işbirlikçileri ve basını bu sistemi çok başarılı bulmaktadır. Bu tiyatro sahnesinde herkes nedense maymun rolünü oynamak istediği için sağlık sistemimizin daha bir süre böyle tıkır tıkır sorunsuz işleyeceğini söyleyebiliriz.

26 Mayıs 2020 Salı

Asıl tehdit, virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir! -Arslan BULUT





Asıl tehdit, virüs değil, uygulanan “sağlık” sistemidir!



26 Mayıs 2020

Küresel salgın, nasıl oluşur hiç düşündünüz mü? Küresel bir salgının, bütün ülkelerde neredeyse eş zamanlı olarak başlaması mümkün müdür? “Çin’de başladı İran’a geçti” deniliyor ama bu doğru değil. ABD, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye dahil bütün dünyada 2019’un Eylül, Kasım, Aralık aylarında, boğazda tahriş ve hırıltı ile başlayan bir hastalık var! Peki bu hastalığa sebep olan virüs, Güney Amerika’da, Amazon ormanlarında yaşayan ve şehirlerle teması olmayan yerli kabilelere rüzgârlarla mı ulaştı?

“Virüsün DNA şeması çıkarıldı” deniliyor ama ortaya çıkarılan virüs resmi bilgisayarda çizilmiş bir figürden ibaret! Üstelik virüs resmi diye çizilen bu figür, insan ve hayvan hücresinde bulunan eksozomlar ile aynı! En azından böyle bir iddia var! Yani bize virüs diye gösterilen resim, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre içindeki bir maddenin resmi olabilir! Bu maddenin elektromanyetik dalga etkisiyle dış etkiyle, hücreyi patlatarak dışarı çıktığı ve kanı zehirlediği, önce akciğerleri etkilediği için solunum yoluyla temasta bulunulan diğer insanlara da bulaştığı belirtiliyor.
İnsan metabolizmasını değiştiren ve doğal hücre ölümlerinin dışında “programlanmış hücre ölümü”ne yol açan bir dış etken var ama Türkiye’de şu günlerde bu konuları tartışan ve halkı bilgilendiren bir bilim adamı yok! Daha önceleri, bu konularda bilimsel çalışma yapan, bilimsel makale ve kitap sahibi olanlar ise hiçbir televizyon kanalında konuşturulmuyor.
Neden? Çünkü Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık bakanlık iznine bağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı ise Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre çalışıyor. Peki Dünya Sağlık Örgütü kimin kurallarına bağlı? Bir defa DSÖ’nün kuruluş sermayesini veren Rockefeller Vakfı’dır. Dolayısıyla, DSÖ, ilaç kartellerinin örgütüdür. Türkiye’deki sağlık sistemi de bu kartellerin istediği şekilde düzenlenmiştir. İtiraz eden sistemin dışında kalır, doktorsa ruhsatı bile elinden alınır!

***

Gazeteler sokağa çıkma yasağı günlerinde çıkmıyor. Dolayısıyla bu yazı kâğıda basılı gazetede yayınlanmayacak. Yazı biraz uzun olacak ama İnternet’te yer sıkıntısı yok.
Bu itibarla, sağlık sisteminin ne halde olduğunu, uzman tespitiyle bilginize sunmak istiyorum.
Emekli genel cerrah Uğur Yılmaz’ın “Sağlığın Karanlık Yüzü” diye 700 sayfalık bir kitabı var. Yılmaz daha kitabın girişinde Ivan Illich imzalı bir söze yer veriyor:
“Sağlık kuruluşları insan sağlığı için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Tıbbi uygulamalar üzerinde mesleki denetimin sakatlayıcı etkisi bir salgın hastalık boyutlarına ulaşmıştır.”
Mesele bu kadar vahim aslında...

Uğur Yılmaz devam ediyor:

*Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman 'sistem' anlaşılamaz. Sistemin ön planında ABD'nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, İMF gibi küresel örgütler vardır.
*Türkiye cephesine baktığımız zaman sağlık politikaları ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri sistemin içindedir. Sağlık sistemi, hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem değildir.
*Aksine sistem, arkasında Dünya Bankası gibi ABD'nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her seviyede ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları, kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemidir.
*Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir. Sağlık sisteminin bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır.

*Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye'nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk'ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır.

*Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde kitleler yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Medyada maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz. 

*Sağlıkta Dönüşüm sistemi, ABD’nin kurmak istediği yeni dünya düzeninin sağlık alanında uygulamasıdır. Atatürk’ün kurduğu sistemle bir ilgisi yoktur. Bu uygulama devletin sağlık alanından tasfiyesi, ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması,  sağlık kuruşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir.

*Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır. 

*Şu anda Türkiye'de uygulanan sağlık sistemi, Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir. Milli bir sistem değildir. En son “Başakşehir Şehir Hastanesi”nin açılışı vesilesi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir. Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir.

*Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding'in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı bir hastanedir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastaneninkinden çok fazladır. Çünkü şehir hastanelerine gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde ve benzerlerinde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.  

*Bu sistem bir saat gibi düzenli işleyen bir ticari soygun sistemidir. Hem Dünya Bankası hem de onun küresel aktörleri, işbirlikçileri ve basını bu sistemi çok başarılı bulmaktadır. Bu tiyatro sahnesinde herkes nedense maymun rolünü oynamak istediği için sağlık sistemimizin daha bir süre böyle tıkır tıkır sorunsuz işleyeceğini söyleyebiliriz!

*Günümüzde yalnız Türkiye’de değil, dünyanın büyük bir bölümünde sağlık hizmetleri; tıbbi ürün, ilaç ve teknolojilerin pazarlanmasının bir aracıdır. Sağlık sistemi, insan sağlığını koruma ve hastalıkları iyileştirmeyi amaçlamaz.

*Toplum; tıbbi ürün, ilaç, teknoloji ve tanı yöntemlerinin gereksiz ve yaygın kullanımını “sağlık hizmeti” sanacak biçimde koşullandırılmış ve yönlendirilmiştir. Toplum bu nedenle, sağlığı koruma ve hastalıkları tedavi amacı taşımayan tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulandığını, kendisine iyilik değil kötülük yapıldığını algılayamamaktadır.

*Bu bozulup yozlaşmanın sebebi hekimlerden değil, sistemden kaynaklanıyor. Yozlaşmanın tıp ve ahlâk eğitimiyle düzeltilmesi, yaşanan aksaklıkların, sistem içinde çözülmesi olanaksızdır. Kaldı ki; sistem içinde kimse bu işleyişten rahatsız değildir ve düzeltilmesini istememektedir.

*Perde önünde veya satış tezgâhında görev alanlardan çok, perde arkasında ipleri ellerinde tutan tıp kartelini görmek ve iyi tanımak gerekmektedir. En önde görülen kişiler sadece kendilerine verilen rolleri oynamaktadır, oyunun senaryosu başka yerlerde hazırlanmış ve Türkiye’de sahneye konulmuştur.

*Ünlü İngiliz tiyatro yazarı Shakespeare, Dünya’yı bir tiyatro sahnesine benzetir ve tüm insanları bu sahnede oynanan oyunun oyuncuları olarak görür. İşte, sağlık piyasası da böyle bir tiyatro sahnesidir. Bu sahnede herkes sistemin kendisine verdiği rolü oynamaktadır. Daha doğrusu oynamak zorundadır. Oynanan bu oyunda sevinç, hüzün, komedi, trajedi, entrika, cinayet, kan, üzüntü, ölüm, aldatma, kandırma, dolandırıcılık ve çeteleşme dâhil her şey bulunmaktadır.

BİRİNCİ TESPİT

*Kitapta anlattığım yaşanmış hikâyelerde birinci tespitim, halkın sağlık, tıp ve tedavi konularında derin bilgisizliği ve cahilliği olmuştur. İnsanlar her tür yalan ve dolana kolaylıkla inanabilmekte veya inandırılabilmektedir.

*İnsanları inandırmak için hem modern hem modern olmayan tıbbi uygulamalar hakkında değişik yalanlar ve efsaneler uydurulmaktadır.

*Kişilerin eğitimli olup olmaması ve hatta hekim bile olması bu yalanlara inanmalarını engellememektedir. Bu yalanlar, insanların gereksiz tedavi, ilaç kullanımı ve operasyonlar yapılması için sistemli olarak uydurulmakta ve yayılmaktadır.

*Neredeyse herkesin ortak görüşü ve inancı haline gelen yalanlar, bireyleri kötü işletilen sağlık sisteminde korumasız bir duruma düşürmektedir. Hatalı uygulama, tedavi ve operasyonların yaptırılmasında insanları ikna etmede uygulanan birçok farklı yöntem bulunmaktadır.
*Halkın zararlı sağlık sisteminden kendisini kurtarmak için okuyup bilinçlenmesi de yeterli olmamaktadır. Ortada bir sistem varsa ve bu sistem herkese nasıl uygulanıyorsa size de yakınlarınıza da aynı biçimde uygulanacak demektir.
İKİNCİ TESPİT
*İkinci tespitim, yalnız hekimlerin değil, bu alanda çalışan yönetici ve öğretim üyelerinin de tıbbi konularda yetersiz ve bilgisiz oluşlarıdır.

*Bu kişiler de ne yaptıklarını ve ne öğrettiklerini tam olarak bilmektedir. Çünkü bilimsel ve analitik düşünme yeteneklerinden yoksundurlar. Bu kişiler tüm mesailerini bilimsel uğraşlar için değil, para kazanmak için harcamaktadır.

*Tıp kartelinin bilim diye sunduğu dogmalar ve hipotezler, evrensel gerçeklikler ve doğa yasaları sanılmaktadır. Üniversitelerde bilim olarak sunulanlar aslında, akademik alanda yükselme amacıyla uydurulmuş, kimsenin okumadığı ve anlamadığı, benzerleri daha önce yüzlerce kez yapılmış çalışmaların türevlerini veya benzerlerini yazmaktan öteye geçmemektedir.

*Yapılan çalışmalarda çoğu zaman neyin bulunmak ve gösterilmek istendiği bile belli değildir. Bilim, bir öneri ve uygulamanın onaylanması ile değil, çürütülmesi ile gelişir, gerçeğe bu yoldan ulaşılır.

*Oysa üniversite öğretim üyeleri, tıp kartelinin bilimini bir dogma veya din gibi kabul etmektedir. Bunun dışında bir şey duymaya ve görmeye tahammülleri yoktur, eleştiri ve farklı fikirlerin açıklanmasından hoşlanmazlar.

*Hekimler, nasıl hasta tedavi edileceğini ve ilaç kullanılacağını bilmemektedir. Hekimlere tıbbi eğitimleri, ilaç ve malzeme firmaları tarafından verilmektedir! İlaç ve tıbbi malzemeler, firmaların yönlendirmesine göre tercih edilip pazarlanmaktadır. Hastalıklar ve sorunlar değiştiği halde tedaviler hepsinde hemen hemen aynı olmaktadır.


ÜÇÜNCÜ TESPİT

*Üçüncü tespitim, tıp bilimi diye bir bilimin olmadığıdır! Hiç kuşkusuz insanı ve hastalıklarını inceleyen anatomi, fizyoloji, patoloji gibi tıbbi ilimler vardır. Ancak unutulmasın ki, bu bilim dalları ile ilgi dersler, yardımcı sağlık çalışanlarına da verilmektedir. Dolayısıyla bu dersleri almak kişiyi bilim adamı yapmaz.
*Hekimlerden ve sağlık çalışanlarından bu bilimlerle ilgili öğrendiklerini uygulamaları beklenir. Oysa eğitimleri sırasında bu bilim dallarında verilen dersleri, mesleki hayatlarında uygulamazlar, kullanmazlar.

*Bir kişinin okuyarak, görerek veya tecrübeyle öğrendiği ve yaptığı şeyler, bir bilim konusu olmaktan çok bir sanat veya zanaat konusudur. Bu açıdan bakıldığında hekimliğin; şoförlükten, futbolculuktan, bilgisayar kullanıcılığından bir farkı yoktur. Nitekim bilgisayar program ve araçlarını geliştiren kişilerin de bunları en iyi kullanabilen kişiler olması gerekmez. Kaldı ki, öğretilen tıbbi bilimlerin, tıbbi uygulama ile bir ilgisi yoktur.

*Tıp fakültelerinde hastalığın ne olduğu, bunların nasıl teşhis ve tedavi edileceği değil, gereksiz ilaç, tedavi, girişim ve teknoloji kullanmak için toplumun nasıl taranacağı, uygulanacak tedavi ve girişime bağlı olarak nasıl hasta yaratılacağı öğretilmektedir.

*Günümüzde hastalıkların başlıca nedeni, gereksiz ve zararlı tedavilerin uygulanmasıdır. Gereksiz ve zararlı tedavi uygulamanın neden olduğu hastalık ve tıbbi sorunlara “iatrojenik hastalıklar” denilmektedir. Yani, hekimlerin uyguladığı tedavi ve yöntemlerin neden olduğu hastalıklara bu ad verilmektedir.

*Hekimlik eğitiminde, iatrojenik hastalıkların neler olduğu, nasıl oluştuğu, bunlardan kaçınılması için hekimlerin nerede durması gerektiği ve hangi durumlarda belirli bazı tedavi ve girişimleri yapmaması gerektiği öğretilmemektedir.

*Tıp bilimi olarak sunulan; tıbbi cihaz, malzeme, ilaç ve diğer ürünlerin geliştirilmesidir. Çarpıcı gerçek şudur, bu ürünleri üreten ve geliştirenlerin hiçbirisi hekim değildir!
*Yapılan üretimlerin ve geliştirmelerin de çoğu, tanı yöntemleri ile ilgilidir. Eldeki tanı yöntemleri hastalıkların tanı ve tedavisi için yeterlidir. Bulunan yeni tanı yöntemlerinin tedaviler üzerinde bir etkisi yoktur. Tedavisi bulunmayan ve etkili bir şekilde tedavi edilemeyen hastalıklar için yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin piyasaya sürülmesinin, hastaların iyileşmesi ve tedavisi için bir anlamı yoktur.

*Geliştirilen tıbbi tanı araçları ile yeni teşhisler, klinik durumlar ve algoritmalar tanımlanmakta, daha sonra bu tanımlara göre tedaviler ve ilaçlar tasarlanmaktadır.  Geliştirilen bir ürün, ilaç veya cihaz ya her hastada aynen uygulanarak ve kullanılarak moda olmakta ya da bunlar için yeni tıbbi durumlar ve hastalıklar icat edilmektedir.

*Yeni hastalık icadında kullanılan başlıca yöntem istatistiktir. Vücutta bulunan bir madde veya özellik ölçülür, önce bir normal değer belirlenir ve bunun dışındaki değerler hastalık göstergesi olarak tanımlanır. Zamanla normal değer aralığı daraltılarak hasta sayısı artırılabilir.

*Devlet, kendi denetiminde olan sağlık kuruluşlarında yeterli bir sağlık hizmeti verilebilmesi için üzerine düşeni yapmamıştır. Hastanelerin çoğunda, asepsi antisepsi kurallarına uyulmamaktadır. İşin daha vahimi, hepsi tıp fakültelerinden mezun olan hekimlerin bu temel kavramlardan habersiz olmalarıdır.

*Aynı durum diğer sağlık çalışanları için de geçerlidir. Cerrahlar ve anestezi uzmanları nasıl ve hangi durumda anestezi verileceğini ve hastanın ameliyata hazırlanmasının ne demek olduğunu bilmemektedir. Herkes kendine göre keyfi kural koymaktadır.

*Devlet, sağlık hizmetlerindeki yolsuzluk, usulsüzlük ve kötü uygulamaları görmezden gelmekte ve bunları yok saymaktadır. Bu konularda yapılan uyarı başvuruları gereği gibi inceleneceği ve soruşturulacağı yerde, kötü uygulamalarda bulunan kişiler korunmakta ve sorunlar görmezden gelinmektedir.

*Bununla kalınsa neyse, çoğu zaman yolsuzlukları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarıp duyuranların üzerine gidilmekte, bu kişiler cezalandırılarak susturulmaya çalışılmaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki; denetleyenlerin görevi, sistemin kusursuz işlediğini ve bir sorun bulunmadığını göstererek milletin gerçekleri görmesini engellemektir.

*Kitapta kanser hastalığı hakkında bir anlayış oluşturmak amacıyla bazı hastalardan örnekler verdim. Hastalara çoğu zaman zarar veren tedavilerin ve belki yararı olur diyerek yapılan uygulamaların, giderek temel tedavi yöntemleriymiş gibi uygulandığı görülmektedir.

*Bazı kanser türleri öldürücü değildir, bir tedavi ya da aşırı tedavi gerekmez. Lenfoma ve lösemi gibi bazı türler hariç, geliştirilen diğer tedavi yöntemleri ile daha iyi sonuçlar sağlanamamıştır.

*Toplum hem kanser endüstrisinin geliştirdiği teşhis ve tedavi yöntemleri, hem de kanseri tedavi ediyoruz diye ortaya çıkan sahtekârların yaptığı uygulamalar konusunda bilinçsiz ve korumasızdır.

*Türkiye’de sağlık sistemleri ve özellikle muayenehanecilik sistemi bilimsel olarak incelenmemiş ve eleştirilmemiştir.

*Kişiler, çoğunlukla rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvurmaktadır. Dile getirilen rahatsızlıklar çoğu zaman bir hastalık gibi ele alınarak gereksiz girişim ve tedaviler uygulanmakta ya da hastalar ameliyat edilmektedir.

*Sıradan rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına giden insanlar, en çok kötü muameleye uğrayan, gereksiz tedavi ve ameliyat edilen kesimdir.

*Kitapta, doğal doğum olayının nasıl sezaryen endüstrisine doğru dönüştüğünü örneklerle gösterdim. Aynı durum kalp cerrahisi ve kardiyoloji girişimleri ve kanser tedavileri için de geçerlidir. Bilinen ve alışılan her ameliyat türü için hemen bir ameliyat bandı açılmakta ve bu ameliyat sadece hastalara değil tüm topluma uygulanmaktadır.

*Devlet, sağlık hizmetinde kendisini sorumlu görmemekte ve gereğini yapmamaktadır.

*Sağlık sistemindeki ana sorunlar hep görmezden gelinmiş ve sağlıkla ve tıpla ilgili olmayan konular önemli sağlık sorunu olarak sunulmuştur.

*Mevcut sağlık sistemi bu durumdayken dış güçlerin etkisi ile küreselleşme gereği sağlık alanının özelleştirilmesi ve bu alandan devletin tasfiyesi gündeme gelmiş ve bu yapılmıştır.

*Sağlıkta dönüşüm olarak bilinen bu süreci neredeyse tüm siyasi partiler, sendikalar ve sağlık çalışanları gönülden desteklemiştir. Dönüşüm olayı da tarafsız ve bilimsel yöntemlerle incelenmemiş ve eleştirilmemiştir. Bu konuda yapılan tüm yayınlar, sağlıkta dönüşümü öven ve destekleyen yazı ve raporlardan oluşmaktadır.

*İnsan sağlığı alanında gördüğümüz sorunların aynısı veya benzerleri tarım ve veterinerlik alanlarında da mevcuttur. Veterinerlikte ve tarımda bitkilere kullanılan ilaçlar da kartelin etki alanındadır. Bu alanlarda da tıpkı insanlarda olduğu gibi, pazarlanan ilaçlar gereksiz bir biçimde kullanılmaktadır.

*Artık bu konularda, toplumun tamamı olmasa bile, bir bölümünün düşünmeye ve bir şeyler yapmaya başlamasının zamanı gelmiştir.
***
Y
azıyı, yine Uğur Yılmaz’ın hatırlattığı, İbni Sina’nın bir sözü ile bitirelim:

“Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir.”




23 Mayıs 2020 Cumartesi


SGK SİSTEMİ İLE İLGİLİ OLARAK 18 Nisan 2016 TARİHİNDE ANTALYA HABERLER MERKEZİNDE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİ (HASTANE)




SGK SİSTEMİ İLE İLGİLİ OLARAK ANTALYA HABERLER MERKEZİNDE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİ

SGK SİSTEMİ İLE İLGİLİ OLARAK 11.NİSAN 2016 TARİHİNDE ANTALYA HABERLER MERKEZİNDE YAPTIĞIMIZ SÖYLEŞİ (İLAÇ)





SEN BİR MR ÇEKTİR GEL-RASİM ÖZTEKİN


SEN BİR MR ÇEKTİR GEL-RASİM ÖZTEKİN

Rasim Öztekin'in hastanelerde gereksiz MR çektirilmesini eleştirdiği bir video. Gırgır gibi görünmekle birlikte tamamen gerçektir. Günümüzde sağlık sistemi böyle çalışır. Hastanelerde tahlil, tetkik ve görüntüleme yöntemleri de tedavi, girişim ve ameliyat ve tıbbi cihaz ve malzemeler gibi pazarlanmaktadır.




SGK usülsüzlükleri: Ölüleri muayene edip 1 milyon liralık ilaç yazdılar!



SGK usülsüzlükleri: Ölüleri muayene edip 1 milyon liralık ilaç yazdılar!
Tuğba Vural Çokal konuşması- 22 Aralık 2019

İYİ Parti ‘li Tuğba Vural Çokal, Sayıştay raporlarını açıklayarak SGK’de yaşanan usulsüzlükleri gündeme taşıdı. “Ölüleri muayene edip 1 milyon liralık ilaç yazdılar.”
İYİ Parti Antalya Milletvekili Tuğba Vural Çokal, Sayıştay raporlarınına dayanarak Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK) yaşananları TBMM gündemine gündeme getirdi.
411 ölüye ilaç yazmışlar
Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Çokal, “2018 yılında 411 kişiyi ölü oldukları halde muayene edip 1 milyon liralık ilaç verilmiş. Ölüyle bile ilgilenen bir sağlık sistemi dünyada yok ama bizde var” dedi ve şunları söyledi:
• Raporlu olan ve iş göremezlik ödeneği verilen doktorlar, raporlu oldukları dönemde ameliyat yapmış. Yatarak tedavi olan doktor, aynı gün ameliyata da girmiş.
• Aynı gün içinde hem ameliyat olan hem de ameliyat yapan doktorumuz var. Bunları yapanlar, adalet önünde hesap vermeli. SGK da aynı gün 10 ayrı branşta muayenenin ödemesini yapıyor.
• Baş ağrısıyla giriş yapan hastaya doğum yaptırılıyor ve doğumun parası alınıyor.
• Üst solunum yolları enfeksiyonu tanısı konulan hasta için sezaryenle doğum ödemesi de yapılıyor.
• Dünya üzerinde ölülere bile sağlık hizmeti veren tek Sosyal Güvenlik Kurumu bizimki. 2018 yılında tam 411 kişiyi öldükten sonra muayene edip ilaç vermişler. SGK’mız da ölüleri muayene edip ilaç vererek tıp tarihine geçen bu hastanelerimize yaklaşık 1 milyon lira tutarında ödeme yapmış.
• SGK, raporlu olduğu iş için göremezlik ödeneği verdiği doktorlara, aynı dönemde ameliyat yaptığı için de ödeme yapıyor.
• O doktor iş göremezlik parası aldığı dönemde ameliyat yaptığını iddia ederek SGK’dan para alıyor.
• Kendi yatarak tedavi görürken, aynı anda, ameliyata giren doktorlarımız var. Hatta doktor hem ameliyat oluyor hem tedavi masrafını SGK’ya yüklüyor hem de doktorun ameliyatın parası hastaneye ödeniyor.

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/sgkda-akil-almaz-isler-5520042/

KOVİD-19 SALGINI ÖZEL HASTANELER İÇİN NASILBİR FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ?

KOVİD-19 SALGINI ÖZEL HASTANELER İÇİN NASILBİR FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ?
Sağlık Bakanlığı  20/03/2020 tarihinde bir genelge yayınlayarak sanki koronovirüs hastaları daha önce SGK ile sözleşmeli özel ve resmi sağlık kuruluşlarına (SHS) sanki daha önce başvuramazmış gibi Devlet ve Vakıf Üniversitesi hastaneleri ile tüm özel sağlık kuruluşlarını “pandemi hastanesi” olarak ilan etmiştir.
4 Nisan 2020 tarihinde SGK da “pandemi” ile ilgili yeni bir tebliğ yayınlamıştır. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200404-18.pdf
Bu tebliğ ile Pandemi hastanelerinde koronavirüs tedavisinde kullanılan tüm işlemler SGK geri ödeme kapsamına alındığı belirtilmiştir.
Üniversite ve Özel SHS’na giden herkes her seferinde ve her işlem için vezneye gidip para yatırmadan hiçbir işlem yaptıramaz ve herhangi bir hekimle dahi görüşemez. Pandemi de olsa bu durumu bilen vatandaşların çoğu özel SHS’na gitmekten çekinmeye başlamıştır. Vatandaş buralara gittiğinde başına nelerin geleceğini bilmektedir.
Her iki genelge, sanki bu genelgeler yayınlanmadan önce özel ve üniversite hastanelerinin kovid-19 hastalarına bakmaları yasakmış ve hastalar bu hastanelere başvuramazmış gibi “bilinen durumu” tekrarlamışlardır.
Sağlıkta dönüşüm ile Sağlık Bakanlığı sağlık hizmeti veren bir kuruluş olmaktan çıkarılmıştır. Bu bakanlık kendi kafasına göre ve bağımsız olarak sağlık hizmeti veremez.  Dönüşümün diğer bir özelliği sağlık piyasasının ve hastanelerin özelleştirilmesi ve özel gibi görünmeyen Üniversite ve Devlet Hastanelerinin de kâr amacı ile çalışan, hekimlere ve üst bürokratlara kâr payı dağıtan vergi numarası olan bir ticari işletme haline getirilmesidir. Bu hastaneler özel hastaneler gibi SGK sistemi içinde çalışır, SGK Sağlık Uygulama Tebliğinde yer alan sağlık hizmetlerini, ilaç, tıbbi malzeme ve ürünleri serbestçe kullanırlar. Bakanlığın hekim çalışması üzerinde kısıtlayıcı ve kontrol edici bir iradesi yoktur. Bu hastaneler mülkiyeti devlette işletmesi Dünya Bankası’nın belirlediği sağlık piyasasına göre hizmet veren ve bu hizmeti düzenleyen SGK’dadır. SGK kendisi ile sözleşme imzalayan bütün SHS’nın maddi çıkarlarını koruyan ve bu kuruluşlara haksız kazanç sağlayan bir kuruluştur. Dünya Bankası tarafından kurgulanan SGK sistemi aslında Tıp Kartelinin çıkarları için düzenlenmiş bir sağlık piyasası oluşturmaktadır.  
2018 Yılı SGK Özel sağlık Hizmet Sözleşmesi’nin ÖSHS’nin 7.1.  Müracaat ve Kimlik Tespiti İşlemleri ile ilgili 7.1.1. maddesinde “SHS, doğrudan veya sevk edilmek suretiyle başvuran hastayı SUT’ta yer alan müracaata ve kimlik tespiti işlemlerine ilişkin düzenlemeler ile, Kurum mevzuatı doğrultusunda kabul etmek zorundadır. Kabul edilmeyen hastaya kabul edilmeme gerekçesi SHS yetkilisinin imzasıyla yazılı olarak bildirilmek zorundadır.” Demektedir. BU GENELGELERDEN ÖNCE DE KOVİD-19 HASTALARI SGK SÖZLEŞMELİ BÜTÜN HASTANELERE ZATEN GİDEBİLMEKTEDİR. Özel SHS’nın hasta kabul edilmeme gerekçesi acil ve yoğun bakım hastaları dışında hastanın ilave ücret ödemeyi reddetmesidir. Ki bu ücret SGK geri ödemesinin iki katıdır. Bu SGK’nın sağlık hizmetinin bedelinin 1/3’ünü karşıladığını gösterir.
            2018 Yılı SGK Özel sağlık Hizmet Sözleşmesi’nin 7.2.2. maddesinde; SHS, hizmetin kalitesi ya da hizmetlerin erişilebilirliği açısından hiçbir hastaya karşı ayrımcılık yapamaz. 8.1.1. maddesinde; SHS, doğrudan veya sevk edilmek suretiyle başvuran hastayı Kurum mevzuatına uygun olarak kabul etmek zorundadır. Denilmektedir. Yani hasta başvuran hastaları reddetme hakkına sahip değildir.
Yoğun bakım ve mekanik ventilasyon gerektiren Kovid-19 hastaları  SGK’lı değilse veya SGK ile sözleşmeli bir SHS’na başvurursa ne olur?: Hiçbir şey olmaz. SGK sözleşmesi olsun olmasın bütün SHS’ları bu hastaları kabul etmek zorundadır. En azından kâğıt üzerinde…
SUT’nin 4.3. maddesi ve başbakanlığın 2008/13 ve 2010/16 genelgeleri uyarınca Başbakanlığın 2008/13 ve 2010/16 sayılı genelgeleri acil başvuru ve yoğun bakım hizmetleri ile ilgilidir.  2008/13 sayılı genelgenin 1 maddesine göre “Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır.” Denilmektedir. 7. Maddede: “Acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacaktır.”  9. maddesinde de: “Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir.”
Bu genelgelerden anlaşılacağı üzere Türkiye’de mevcut olan bütün SHS özellikle yoğun bakım tedavisi ve mekanik solunum desteği gerektiren bütün hastaları kabul etmek ve tedavi etmek zorundadır.
Durum böyle olduğu halde Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklamaları ne anlama gelmektedir?
  • Bütün özel hastanelerin ve yoğun bakım servislerinin covid-19 hastalarına açılması ve pandemi hastanesi olarak görevlendirilmeleri özel hastanelerin haksız kazanç ve kâr amaçlarına uygun bir uygulamadır. Bu genelge soyulma korkusu olan vatandaşları özel hastanelere gitmeleri için cesaretlendirme amacı taşımaktadır. Hastaneler daha önce gidebildiği gibi bu genelgeler olmasa da istediği zaman zaten gidebilecektir.   Bunu tekrar açıklamanın da bir zararı yok.


4 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan SUT değişikliklerine bakalım:
  • SUT’ne 510 021 kodlu bir pandemi bakım hizmeti kodu eklenmiştir. Bu hizmeti alacak olan kişilerde  “pandemi olup olmadığına bakılmaksızın” açıklaması yapılmıştır. Bu ne anlama gelir: Özel SHS önüne gelen hastayı korona pandemisi hastası diyerek yatırabilir.  Bu, genellikle hiçbir tedavi yapmadığı ve tedavi ihtiyacı olmayan kişiler için SGK hastaneye günde 646.00 TL ödeyecek demektir.(1124.35x0.532 (598.1542)+(% 8KDV)=646.00 TL)
  • Bu arada 704 942 kodu ile immün plazma tedarik ve uygulama kodu ile de 781,615 +62.52 TL KDV dahil=844,14 TL ödeme imkanı verilmiş olacaktır.   Pandemi bakım hizmetleri ile birlikte ödenebilecek tutar: 1490.35 TL
  • WHO'nun 44 bin hastaya dayandırdığı araştırma verilere göre virüsün bulaştığı kişilerin:
%81'i hafif atlatıyor
%14'ü ciddi geçiriyor
%5'i ağır hastalanıyor.
  • % 5’inde yoğun bakım tedavisi gerektiriyor. Ancak kritik seviyede olan hastalarda oksijen desteği, CPAP, BPAP ve mekanik ventilasyon gerekebilir. tirebilir. 
  • Bu bilgileri SGK’nın sağlık hizmeti satın alım ve ödeme sistemi açısından incelediğimizde şunlar ortaya çıkar: SGK hizmet aldığı hastanelerden beyana göre hizmet almaktadır. SHS sunduğu veya sunduğunu göstermek istediği hizmete veya tahsil etmek istediği paraya göre hizmet evrakı düzenler ve bunu aylık dönemler halinde kurumun MEDULA sistemine yükler. Sistem bu evrak tutarının % 5’ini SHS’nın yaptığı açıklama (düzenlediği teşhis ve tedavi senaryosuna göre) sözüm ona inceler. Ciddi bir hak ediş denetimi yapılıyormuş izlenimi vermek için  % 5 evrak üzerinde sözde bir hak ediş denetimi yapılır ve neticede beyan edilen tutar SHS’na ödenir.  
  • Bu durumda özel hastaneler ne yapacaktır? Sürekli yapılan TV yayınları ile herkes kendisini bir kovid 19- hastası olarak görmekte ve kendisine mekanik ventilasyon (solunum cihazı) uygulanması gerekeceğini düşünmektedir.  Herkes kendisinde hastalık bulunup bulunmadığını öğrenmek için test yapmak ve bunun için ne gerekiyorsa ödemek istemektedir.
  • Özel SHS hiçbir hastalık şüphesi ve kliniği olmayan, tedavi ve karantina gerektirmeyen herkesi mekanik ventilasyon ve immün plazma kullanılması gereken yoğun bakım tedavisi covid-19 hastası gibi gösterip bu kişilerin her biri için günlük 1490.35 TL hizmet evrakı düzenleyebileceklerdir. Bu işten vezneye gidip 100-200 TL para yatırmadan yüzünüze bakmayan üniversite hocaları da ciddi para kazanacaklardır.
  • Korono virüs enfeksiyonunun şu an itibarı ile AŞISI yok; virüs tedavisinde etkili veya yararlı bir İLAÇ tedavisi yok. Eğer solunum sorunu olursa maske ile veya mekanik ventilatörler (daha çok mekanik ventilatör olmayan CPAP ve BPAP cihazları) ile solunum desteği yapılabilir. Evde kal siyaseti ile hasta sayısı ve kazancı azalan SHS’na bu uygulama bir can simidi olarak uzatılmıştır. SGK daha önce de yoğun bakım tedavilerini ödüyordu. Yoğun bakım diye hizmet evrakı düzenlenen kişilerin çoğu yoğun bakım gerektiren hastalar da değildi. 510 021 kodlu bir pandemi bakım hizmeti kodu eklenmiştir. Bu hizmeti alacak olan kişilerde  “pandemi olup olmadığına bakılmaksızın” açıklaması yapılmıştır. Bu ne anlama gelir: Özel SHS önüne gelen hastayı korona pandemisi hastası diyerek yatırabilecek veya yatmış ve tedavi görmüş gibi gösterebilecektir. İlaç ve tedavi yöntemi olmadığı için gerçekten mekanik ventilatör gerektiren hastaların tedavi maliyeti de sanıldığının aksine çok düşüktür.
  • Bu ne anlama geliyor:  Kendisine istediği hastayı kovid-19 hastası olarak belirleme yetkisi verilen ÖSH gerçekten kovid-19 hastası olmayan birçok kişiyi kovid-19 hastası gibi gösterebilecektir. Bu nedenle bildirilen hasta sayısı gerçekten hasta olan kişilerden fazla olacaktır. SGK tarafından bu hastalara yapılan ödeme ciddi olarak arttırıldığı için SHS’ları başka nedenle yatan ve yoğun bakım gerektiren hastaları bile kovid-19 hastası gibi gösterebileceklerdir. Bu hizmet evrakları kimse tarafından görülemeyeceği ve incelenemeyeceği için sistemi bilmeyen kişilerin bunları incelemesi ve görmesi mümkün değildir. Özel hastaneler kovid-19 salgınının bitmesini hiçbir zaman istemeyecektir.
  • Türkiye’de uygulanan sağlık sistemini, SGK sağlık hizmeti satın alım ve geri ödeme sistemini, özel sağlık sigortalarının ne gibi işlerle uğraştığını ve neleri ödediğini bilmediği açıktır. Keza bu yazıyı yazanlar özelleştirmenin ne olduğunu, Sağlıkta Dönüşüm ile nasıl bir sistem getirildiğini;  sağlık ve sigortacılık sisteminin kamucu anlayışla (yani tıbbi mal, ürün ve hizmetlerden kâr edilmesinin amaçlanmadığı bir sistem) nasıl verileceğin bilmediği anlaşılmaktadır.
§  Sağlık Bakanlığı tarafından bazı SHS’nın pandemi hastanesi olarak atanması ve Çalışma Bakanlığı’nın (SGK’nın) koronavirüs tedavisinde kullanılan tüm işlemleri SGK geri ödeme kapsamına alındığı belirtmesi bazı basın ve TV’lerde kamuculuk ve kamucu uygulamalar olarak da adlandırılmaktadır.  SGK sağlık hizmeti satın alım ve geri ödeme sistemini, özel SHS’larının ve sağlık sigortalarının ne gibi işlerle uğraştığını ve neleri ödediğini bilmeyen kişilerin bu  yorumları yapması  SGK merkezli sağlık sisteminin kamucu bir hizmet gibi gösterilmesi ve en azından vatandaşın aldatılması anlamına gelmektedir.   
  • SONUÇ: DTÖ’ne verilen taahhütler ve Dünya Bankası tarafından uygulanan ve sürdürülen bu proje için alınan krediler ve banka ile yapılan anlaşmalar göz önüne alındığında kamucu bir sistem oluşturmanın ne kadar zor olduğu görülecektir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra bile kapitülasyon borçlarını ödemek zorunda kalmıştır.   Türkiye’de mevcut sisteme yani Sağlıkta Dönüşüm’e karşı olan bir siyasi hareket ve parti olmadığı, aldıkları performans komisyonları (kâr payları) gereğince sistem tarafından satın alınan sağlık çalışanları ve hekimlerin de buna karşı çıkması beklenemez.
  • Sağlık ve sigortacılık sisteminde ‘kamuculuğu’ savunanların özellikle Sağlıkta Dönüşüm’ün ne olduğunu anlaması gerekir. Sağlıkta Dönüşüm Dünya Bankası tarafından uygulanan ve sürdürülen bir sağlıkta piyasa düzenlemesi ve özelleştirme sistemidir. Uygulanan sağlık hizmet satın alım sistemi ile bütün SHS’ları tıp kartelinin ürünlerinin serbestçe pazarlandığı ve satıldığı bir sağlık AVM haline dönüşmüştür. Sağlık hizmetinde kullanılan ilaç, ürün ve malzemelerin serbestçe satılması için kurulan bu sistem aynı zamanda gereksiz tedavi ve girişimleri de olabildiğince arttırmıştır. Bu da hatalı ve gereksiz uygulamalara bağlık iatrojenik komplikasyon ve ölümlerin de artması anlamına da gelmektedir. Bu sistem halkın menfaatine, yerli ve milli bir sistem değildir.
          5.4.2020

SAĞLIĞIN KARANLIK YÜZÜ- 1 Haziran 2020 Akdeniz Gerçek Gazetesinin tanıtım haberi

SAĞLIĞIN KARANLIK YÜZÜ-   1 Haziran 2020  Akdeniz Gerçek Gazetesinin tanıtım haberi   https://www.akdenizgercek.com.tr/antalya-guncel-...